“CEMAAT'E DOKUNAN MI YANIYOR, YOKSA YANAN MI DOKUNUYOR?”
18.05.2011

The New York Times, Al Jazeera TV ve  BBC gibi 30’a yakın yabancı basın kuruluşunun iştirakiyle  gerçekleştirilen toplantıda, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil, Medialog Platformu Genel Sekreteri Erkam Tufan Aytav ve Abant Platformu Genel Sekreteri Faruk Mercan sorulara cevap verip gazetecileri bilgilendirdi.


Vakfın kuruluşu, hedefleri ve etkinlikleri hakkında  kısaca bilgiler veren Vakıf Başkanı Mustafa Yeşil, daha sonra basın mensuplarının sorularını cevapladı.  Yeşil, 10 yıl öncesine kadar  Gülen Cemaatinin görünürlüğünün günümüzdeki kadar belirgin olmadığını ifade ederek, bugün  Fethullah Gülen isminin  kamuoyunda daha sık yer almasının nedenini soran gazeteciye şu cevabı verdi:


“Hizmet 90’lı yıllarda yurt dışında okullar kuruldukça sadece Türkiye’de değil, dünya çapında da konuşulur hale geldi.1996-1998 yılları arasında Fethullah Gülen’in Alevi liderlerle görüşmesi, Fener Rum Patriği Bartholomeos ile görüşmesi ve Türkiye Museviler Hahambaşısı İzak Aleva ve 1998’de Papa ile görüşmesi olumlu karşılanması gereken bir durumken, bazı kesimleri rahatsız etti. Çünkü onlar Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek isterken Gülen’in Alevilerle el ele tutuşmasını hedeflediğini, onlar laik antilaik çatışmasını körüklemek isterken Gülenin laiklikle hiçbir problemimizin olmadığı vurgusunu yapmış olması ve onların bir kısmı Avrupa Birliğine sırt dönerken yine Gülen’in özellikle AB projelerinin mutlak manada devam etmesinin gerekliliğine vurgu yapması ve yine “Demokrasiden geriye dönülemez” ifadeleriyle de demokratik hayatın önemine vurgu yapması muhtemel ki birilerini rahatsız etti.” 


“ 140 ÜLKE TANIYAMADI DA, SADECE TÜRKİYE’DEKİ BELİRLİ BİR KESİM Mİ DOĞRU TANIDI? “



Toplumun ağırlıklı bir kesimi Fethullah Gülen’i bir ışık saçan bir ilim adamı olarak görürken başka bir kesiminin  şeytan gibi görmesi, durumunun Fethullah Gülen’i tanımamaktan ve art niyetten  kaynaklandığını belirten Mustafa Yeşil sözlerine şöyle devam etti:


“Gülenin düşüncelerinin tartışıldığı dönem sadece bu dönemden ibaret değil. Özellikle bugün “Ergenekon” süreciyle başlayan İtalyadaki gibi devletin belli kademelerine nüfuz etmiş belli derin yapılanmalar Gülen’e attıkları değişik iftiralar yaklaşık 30 yıldan bu yana devam etmektedir. Örnek olarak Gülen hiç evlenmediği halde 30 yıl önce Gülen’in 4 eşi olduğu iddia ediliyordu. Kendi şahsi mülkiyeti ve eserlerinin teliflerinden başka hiçbir geliri olmadığı halde Gülen’in yüzlerce dönüm zeytinliklerinin olduğundan bahsediliyordu. Son 10 yılda bir grup kendisi hakkında şeriat devleti kurmak istiyor iddiasında bulunurken bir başka grupta onu diyalog hareketlerinden dolayı gizli kardinal olarak ifade ediyordu. Bir grup Suudi Arabistan’dan aldığı kaynakla beslendiğini iddia ederken bir başka grup CIA tarafından finans edildiği söylüyor. Bunlar çok zıt iddialar. Türkiye kaynaklı azınlık bir grup onu tehlikeli diye itham ederken, kendisi yurt dışından övgüler alıyor. Bu iki iddiadan birinin yalan olduğu muhakkak. Dolayısıyla hangi tarafın yalan olduğuna dair gerekli araştırmalar ve çalışmalar ve hangi tarafın daha inandırıcı olduğuna dair de zannediyorum ortaya konan eserler yeterli cevapı verecek düzeydedir. Ülkedeki bir küçük azınlığın tespit ettiği bu tehlikeli(!) adamın 140 ülkede okulları kabul görmüş ve 140 ülkenin istihbarat teşkilatları, devlet adamları  bu insanı tanıyamamışlar sadece Türkiye’deki bu azınlık tanımış denirse haklılık ve doğruluk adına çok ciddi bir yanlışlık yapılmış olur.”


“GÜLEN DAHİL, FAALİYETLER HAKKINDA KİMSE AYRINTI VEREMEZ”


Yeşil, okulların milyon dolarlık projeler olduklarını fakat üyelik sistemi olmadığı için hala bir şeffaflık olmadığını söyleyen bir muhabirin sorusunu yanıtlarken, hareketin özgün bir yapısı olduğunu ve genişlemesinin de bundan kaynaklandığını belirterek şunları söyledi:


“Kafalarda oluşturulan şekle ve sisteme hareketi adapte etmeye kalkarsanız zihinlerde bir çok noktada boşluk kalacaktır. Dolayısıyla hareketi mevcut yapısıyla ve konumuyla farklı bir unsuz bir tarz olarak ele alıp o manada inceleme yaptığınızda zannediyorum o şeffafiyetle alakalı bir çok sorunun cevabını  bulmak mümkündür.  Bugün dünyada bazı yönleriyle benzer hareketler olsa da yapısı itibariyle kendine özgün bir yapı  olduğunu söyleyebiliriz. Bu hareketin bu kadar gelişmesinde en etkin yönü ve özelliği merkezi olmayışıdır. Burada prensipler etrafında model belli yerlerde kurulmuş kurumlar ve hareketin benzer bu kurumların modelleme yoluyla onu seven ve gönül verenler tarafından önce Türkiye’nin değişik illerinden ondan sonrada dünyanın o değişik yerlerine gitmesi tarzında bir gelişmesi olmuştur. Bu hareketin kendini ifade etme noktasında en zor noktası şu noktadır; hareketin içinde hiçbir fert dünyanın değişik yerlerinde yapılan bu faaliyetlerin mahiyet ve detaylarını bilerek hepsi hakkında bir bilgi veremez. Gülen dahil. Belki şu olabilir. Bütün kurumları hareketin ve müesseseleri bulunduğu ülkelerin kanunları ve tüzükleri ile çok ciddi manada denetim ve takip altına alınabilir ki zaten o denetim ve takip altındadır.  Her ülkede açılan okul, kendi bakanlığına ya da  ilgili kurumlara bağlıdır ve denetimi altındadır.  Bugüne kadar yaşanan sıkıntılar net bir rakam verememekten kaynaklanmaktadır. İsteyen birinin  gidip bu 140 okulu teker teker ziyaret etmesi halinde ulaşamayacağı hiçbir bilgi yoktur.”


“Bu belirsizlik suiistimale açık bir sisteme yol açmıyor mu?” diye soran bir gazeteciye ise Mustafa Yeşil,  “Suiistimal edecek insan ‘alma’ hesabıyla yola çıkar. Biz ise ‘verme’ hesabıyla yola çıkıyoruz. Bu yüzden bu kötü niyetli kişi kendi kendini zaten deşifre edecektir.”


“SORUN DEMOKRASİYSE “İMAMIN ORDUSU” KİTABINI DESTEKLEYEN MEDYA, NOKTA DERGİSİ KAPATILIRKEN NEDEN SESSİZDİ?”


Toplantıda, “İmamin Ordusu” adlı kitabın yazarı gazeteci  Ahmet Şık’ın ve bazı gazetecilerin tutuklanması da toplantıda gündeme getirildi. Mustafa Yeşil, suçu ispatlanana kadar insanların uzun süre tutuklu kalmasıyla ilgili durumu “yargı boşluğu” olarak değerlendirdi ve “Biz bu durumun halli için konferanslar düzenledik. İçişleri ve Adalet Bakanlığı’yla görüşmeler yaptık, gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması konusunda görüşlerimizi açıkladık” dedi. Konuyu değerlendiren  Medialog Platformu Genel Sekreteri Erkam Aytav da, bu durumun Ahmet Şık’a özel bir durum olmadığını, başka insanların ve kurumların başına da geldiğini belirterek şunları söyledi: “Eğer sorun demokratikleşmeyse Nokta Dergisi’ni polis bastı ve çıkan yayının ardından dergi kapatıldı. Peki o zaman neredeydiniz? Neden sesiniz çıkmadı?”


Zeminin tam demokratik yapıya sahip olamamasından kaynaklı olarak medyanın da köpürtmesiyle birlikte insanların kendilerini Kürt, Alevi, Ermeni olarak ifade edebilmesinin imkansızlığından söz eden Mustafa Yeşil insanların birbirlerine karşı bir maskeyle dolaşmasının yanlış olduğunu belirterek “İnsanları neden cemaatçisin diye sorgulamak yerine herkesi gruplandıran bu sistemi sorgulamak gerekmiyor mu?” dedi.